Her gazeteci bir Don Kişot’tur.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, 21 Ekim 1860 tarihinde Agâh Efendi ve İbrahim Şinasi tarafından Tercüman-ı Ahval (Hallerin Tercümanı) gazetesi çıkarıldı. Bu gazetenin önemi, o döneme kadar yayımlanan Takvim-i Vekayi (resmî) ve Ceride-i Havadis (yarı resmî/yabancı sermayeli) gibi gazetelerden farklı olarak, tamamen Türk girişimciler tarafından çıkarılan ilk özel fikir gazetesi olmasıydı.

Tercüman-ı Ahval, devlet etkisinden bağımsız, sivil yayıncılığın ve halkın kendi sesini duyurabilmesinin Türkiye'deki ilk örneği kabul edildi. Gazetede ilk kez edebi tefrikalar, sosyal eleştiriler ve başmakaleler yayımlandı.

Türk basınında bağımsızlığın ve modern gazeteciliğin başlangıcı sayılan bu tarihi gün (21 Ekim), ilerleyen yıllarda basın emekçilerinin mesleki dayanışmasını vurgulamak amacıyla Dünya Gazeteciler Günü olarak kutlanmaya başlandı.

Aradan geçen 166 yılda Türk basını defalarca kez susturulmaya ve baskı altına alınmaya çalışıldı ancak hiçbir dönemde basın özgürlüğü bu kadar ağır darbeler almamıştı. Her gün bir gazetecinin gözaltına alındığı veyahut tutuklandığı haberine uyanıyoruz.

Hatta 2 gün önce inanılmaz bir olay yaşandı. Gazeteci Murat Ağırel, yapmadığı bir haberden yola çıkılarak örgüt üyesi olduğu suçlamasıyla tutuklandı. Şimdiye kadar yaptığı haberden dolayı tutuklanan binlerce gazeteci olmuştu. Yapılmayan bir haberin suçun varlığına ilişkin kanıt sayılması ise hepimizi hayrete düşürdü. Ağırel; belgesiz, doğrulanmamış haberi yapmadığı, iddiaların muhataplarına yanıt hakkı tanıdığı için cezaevine gönderildi.

Ardından Gazeteci İsmail Arı, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçlamasıyla gözaltına alındı. Arı, bu maddeden dolayı sayısız kere gözaltına alınan gazetecilerden biri. Gerçeklerin çarpıtıldığı günümüzde halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçu iktidarın elinde hukuki bir koza dönüştü. Baskı mekanizması, kendine uygun hukuki kılıfı üretti ve basının hür sesini kısmayı başardı.

Artık çok az gazeteci gerçeklerin peşinden koşuyor ve kamu yararı gözeterek haber yapıyor. Bunun nedeni hiçbir başarının günümüzde cezasız kalmaması. Ülkemizde en çok ses getiren haberleri yapan gazetecilere baktığımızda; adliyelerde, cezaevlerinde sindirilmeye çalışıldığını, ölüm tehditleri aldığını görürüz. Türkiye’de bir gazetecinin ne kadar başarılı olduğu dava dosyalarının sayısıyla anlaşılabilir.

Gazetecilerin toplumda çok önemli bir görevi vardır. Kamuyu bilgilendirmek. Kamuyu gereğinden fazla bilgilendirirsen, toplum sorgulamaya ve hakkını aramaya başlarsa işte o zaman birilerinin hegemonyası zarar görür. Bu yüzden gazeteciler susturulmaya, pasifize edilmeye çalışılıyor. Gazeteciler, geçim derdine düşmüş halkın gözü kulağıdır. Gazeteci; kafasını kaldırıp etrafına bakacak zamanı, baksa da farkındalığı olmayan kişiler için konfor alanını terk eder, sahaya inip bilgi toplar, düzenler, teyit eder, yazar ve en sonunda kamuya aktarır.

Tek temennim mesleğini kamu yararı için yapan tüm gazetecilerin; mesleğini icra ederken karşılaştığı tüm zorlukların kaldırıldığı, haberlerini cezaevi korkusu olmadan hatta cesur olmasına bile gerek kalmadan yaptığı bir döneme geçebilmek.

Don Kişot gibi değişmeyecek sistemlere, adaletsizliklere karşı tek başına mücadele eden tüm meslektaşlarıma…

Basın ve ifade özgürlüğünün sağlam bir zeminde vuku bulduğu 21 Ekimlerde Dünya Gazeteciler Günü’nü kutlamak ümidiyle.

Ceren Nergiz
Mail: [email protected]