Kur’an dışı vahiy iddiasını, mezhepleri ve dinî otoriteyi Kitabın ayetleriyle inceleyelim.
Amacımız birilerini suçlamak değil; Allah’ın ne açıkladığını, Kitabın kendi ayetleriyle anlamaya çalışmaktır. Allah’a inanan hiç kimseye, “Sen Allah’a inanmıyorsun” demiyoruz. Asıl sorumuz şu: Allah’a inandığımız hâlde, dinimizi yaşarken Allah’ın dışında başka otoriteleri de dinin vazgeçilmez kaynağı hâline getiriyor olabilir miyiz? Gelin, bu soruyu kişilerin sözleriyle değil, Allah’ın Kitabı’yla araştıralım.
1. ALLAH, İNDİRDİĞİ KİTABA UYMAMIZI İSTİYOR
A‘râf 7:2-3: Allah, indirdiği Kitap’la insanları uyarmasını ve insanlara Rablerinden indirilene uymalarını bildiriyor. O’nun dışında velilerin peşinden gitmemelerini söylüyor.
Öyleyse soralım: Allah’ın Kitabı elimizdeyken bir şeyin dinin değişmez hükmü olduğunu kim belirleyecek? Bir mezhep imamı mı, bir şeyh mi, bir hadis âlimi mi, yoksa Allah’ın açıkladığı mı?
Bir insandan bilgi öğrenmek başka, o insanın sözünü Allah’ın hükmü gibi bağlayıcı kabul etmek başkadır. Ölçümüz insanın kimliği değil, söylediğinin Kitap’taki dayanağı olmalıdır.
2. ALLAH’A YAKLAŞTIRACAK ARACILAR EDİNMEK
Zümer 39:3: Bu ayette, Allah’ın dışında veliler edinenlerin gerekçesi aktarılır. Onlar, kendilerini Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye bu varlıklara yöneldiklerini söylerler. Dikkat edelim: Bu kişiler Allah’ı inkâr ettiklerini söylemiyorlar. Allah’a inandıklarını ifade ederken aracı edindiklerini savunuyorlar. Yunus 10:18 ayetinde de Allah’ın dışında kendilerine zarar veya fayda veremeyen varlıklara yönelen ve onları Allah katında şefaatçiler olarak görenlerden söz edilir. Burada üzerinde düşünmemiz gereken soru şudur: Allah’a inanmak, Allah’ın dışında dinî aracılar edinmeyi kendiliğinden doğru hâle getirir mi? Bir kişiyi sevmek, ondan bilgi almak veya öğüt dinlemek ile onun Allah adına vazgeçilmez bir dinî otorite olduğuna inanmak aynı şey midir? Bu ayrımı Kitabın ayetleriyle araştırmalıyız.
3. ALLAH, DİNDE İZİN VERMEDİĞİ ŞEYLERİ SORGULUYOR
Şûrâ 42:21: Ayette, Allah’ın dinde izin vermediği şeyleri kendilerine din hâline getiren ortaklardan söz edilir. Bu ayet bizi önemli bir soruyla karşı karşıya bırakıyor: Allah’ın din olarak koymadığı bir hükmü, bir insanın sözüyle dinin zorunlu hükmü hâline getirebilir miyiz? Bir mezhep, tarikat veya dinî topluluk bir konuda hüküm ileri sürdüğünde, bu hükmün Allah’ın Kitabı’nda dayanağı olup olmadığını sormak neden yanlış olsun? Burada dikkatli olmalıyız: Her farklı yorumun veya her insandan bilgi almanın şirk olduğunu söylemiyoruz. Araştırdığımız mesele, insan sözünün Allah’ın koyduğu dinî hükümle aynı yetkiye sahip kabul edilmesidir.
4. RESUL KENDİ HEVASINDAN MI KONUŞUR, YOKSA VAHYE Mİ UYAR?
Şimdi konunun en önemli noktasına gelelim. En‘âm 6:50: Resul’e, kendisinin Allah’ın hazinelerine sahip olmadığını, gaybı bilmediğini ve kendisine vahyedilene uyduğunu söylemesi bildirilir. Ahkâf 46:9: Burada da Resul, kendisine vahyedilene uyduğunu bildirir. Bu ayetlerde karşımıza çıkan temel ilke açıktır: Resul, kendisine vahyedilene uyar. Peki bu ilkeyi diğer ayetlerle birlikte nasıl anlamalıyız? Hâkka 69:44-47 ayetlerinde, Resul’ün Allah adına sözler uydurması durumunda ağır biçimde uyarılacağı bildirilir. Öyleyse Allah’ın mesajını Resul’ün kendi arzusuna göre oluşturduğunu söyleyemeyiz. Fakat burada bir ayrımı da korumalıyız: Bu ayetler, Resul’ün Allah adına söz uyduramayacağını bildirir; tek başlarına, hayatı boyunca söylediği her sözün vahiy olduğunu veya kendisine Kur’an dışında hiçbir bildirim gelmediğini açıkça söylemez. Allah’ın söylediğini esas alalım; Allah’ın söylemediğini de O’nun adına söylemeyelim.
5. RESUL’E İTAAT NE ANLAMA GELİYOR?
Nisâ 4:80: “Kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” Peki, Resul’e itaat ile Allah’a itaat arasındaki bu ilişkiyi nasıl anlamalıyız? Bu ayeti, Resul’ün kendisine vahyedilene uyduğunu bildiren En‘âm 6:50 ve Ahkâf 46:9 ile birlikte okuyalım. Ardından şu ayetlere bakalım: Mâide 5:67: Resul’e, Rabbinden kendisine indirileni tebliğ etmesi bildirilir. Nahl 16:44: İnsanlara indirileni açıklaması için Resul’e zikrin indirildiği belirtilir. En‘âm 6:19: Bu Kur’an’ın, ulaştığı kimseleri uyarmak için vahyedildiği bildirilir. Bu ayetler, vahiy, tebliğ ve itaat arasındaki ilişkiyi anlamamız için önemlidir. Ancak buradan hareketle, Resul’e atfedilen her sözün otomatik olarak Allah’ın vahyi olduğunu söyleyebilir miyiz? Bir sözü Resul’e atfetmek ile o sözün Allah’tan gelen vahiy olduğunu kanıtlamak aynı şey değildir. Bir rivayetin dinî hüküm koyduğunu ileri süren kişi, iddiasının dayanağını göstermekle yükümlü değil midir? Bizim amacımız rivayetlerin tamamını peşinen reddetmek veya kabul etmek değil; Allah’ın din adına neyi açıkladığını araştırmaktır.
6. KUR’AN DIŞINDA VAHİY VAR MIDIR?
Bazı dinî anlayışlarda vahiy, “vahyi metlüv” ve “vahyi gayri metlüv” şeklinde ikiye ayrılır. İkinci ifadeyle, Kur’an dışında vahiy bulunduğu ileri sürülür. Peki, Allah’ın Kitabı bu ayrımı açıkça yapıyor mu? Bu soruyu cevaplamak için yalnızca bir ayeti değil, ilgili bütün ayetleri karşılaştırmalıyız. Necm 53:3-4 ayetlerinde Resul’ün hevasından konuşmadığı ve bunun kendisine vahyedilen bir vahiy olduğu bildirilir. Bu ayetlerin hangi sözlerden ve hangi bağlamdan bahsettiğini incelemek gerekir. Ayeti, Resul’e atfedilen her rivayetin otomatik olarak vahiy olduğunu kanıtlayan genel bir hükme dönüştürmemeliyiz. Câsiye 45:6 ayetinde Allah’ın ayetlerinden sonra hangi söze inanacakları sorulur. Mürselât 77:50 ayetinde de bu Kur’an’dan sonra hangi söze inanacakları sorulur. Bu ayetleri de bağlamları içinde değerlendirmeliyiz. Tek başlarına bütün insan sözlerinin değersiz olduğunu söylemezler. Ancak Allah’ın ayetleri karşısında başka sözlere hangi konumu verdiğimizi düşünmemizi gerektirirler. Buradaki sorumuz şudur: Kur’an dışında dinî bir vahiy bulunduğunu ve bunun din adına bağlayıcı hükümler getirdiğini söylüyorsak, bu iddiamızı Kitabın hangi ayetleriyle temellendiriyoruz?
Bunu sormak bir kişiyi suçlamak değildir. İddianın delilini araştırmaktır.
7. ALLAH’IN KİTABI KENDİ İÇİNDE TUTARLI DEĞİL Mİ?
Nisâ 4:82: Bu ayette Kur’an üzerinde düşünülmesi istenir. Eğer Allah’tan başkası tarafından gelmiş olsaydı, onda birçok çelişki bulunacağı belirtilir. En‘âm 6:114 ayetinde hüküm koyma ve hakemlik konusunda Allah’ın yetkisi vurgulanır; Kitabın açıklanmış olarak indirildiği bildirilir. Nahl 16:89 ise Kitabın açıklayıcı niteliğine dikkat çeker. Mâide 5:3 ayetinde de dinin tamamlandığı bildirilir. Bu ayetleri birlikte okuduğumuzda, din adına ileri sürülen hükümlerin dayanağını sorgulamak için güçlü nedenlerimiz olduğunu görürüz. Bir insanın yorumunu, yalnızca o kişi söylediği için Allah’ın değişmez hükmü sayamayız. Önce Kitap’taki dayanağını araştırmalıyız. Bununla birlikte, bu ayetlerden hareketle Kur’an dışında hiçbir tarihî bildirim veya kişisel bilgi bulunmadığını kesin biçimde söylemek yerine, asıl meseleyi ayıralım: Allah’ın din adına bağlayıcı kıldığı hükümler nelerdir ve bunların delili nedir?
8. BİLGİSİZCE HÜKÜM VERMEYELİM
İsrâ 17:36: Hakkında bilgi sahibi olmadığımız şeyin peşine düşmememiz ve bilgi konusunda sorumluluğumuzu gözetmemiz bildirilir. Bu ilke hepimiz için geçerlidir. Bir görüşü sırf sevdiğimiz kişi söyledi diye kabul etmeyelim. Bir görüşü de sırf karşı çıktığımız kişi söyledi diye reddetmeyelim.
İddiaları delilleriyle inceleyelim. Allah’ın söylemediği bir şeyi Allah’a isnat etmekten de Allah’ın söylediği bir şeyi kendi düşüncemiz uğruna görmezden gelmekten de sakınalım. Çünkü aradığımız şey, kendi düşüncemizi doğrulamak değil, Kitabın ne söylediğini anlamaktır.
SONUÇ: DİN ALLAH’INDIR, DELİLİMİZ NE OLMALIDIR?
Değerli okuyucular, Bizim sorunumuz insanlardan bilgi öğrenmek değildir. Sorunumuz, herhangi bir insanın sözünü Allah’ın hükmüyle aynı seviyeye getirip getirmediğimizdir. Bir âlimden, bir hocadan veya başka bir insandan bilgi öğrenebiliriz. Ancak din adına bir hüküm ileri sürüldüğünde, onun dayanağını sormamız gerekmez mi? Allah’ın indirdiğine uymak emredilirken, Kitap’ta dayanağını bulamadığımız bir hükmü nasıl Allah’ın kesin emri olarak sunabiliriz? Resul’e itaat emredilirken, Resul’e atfedilen her rivayetin gerçekten ona ait olduğunu ve Allah’tan gelen vahiy niteliği taşıdığını ayrı ayrı araştırmadan nasıl kesin hüküm verebiliriz? Biz kimseyi peşinen suçlamıyoruz. Mezheplere, tarikatlara veya hadisleri inceleyen insanlara mensup olan herkes hakkında topluca hüküm de vermiyoruz. Yalnızca bir ilkeyi savunuyoruz: Allah’ın din adına koyduğu hüküm ile insanların yorumunu birbirinden ayıralım. Allah’ın açıkladığını kabul edelim. Açıklamadığı konularda O’nun adına kesin hükümler üretmeyelim. Ayetleri ayetlerle karşılaştıralım. Bir ayeti diğerinden koparmayalım. Kendi düşüncemizi Allah’ın sözü yerine koymayalım. Allah ne açıkladıysa bize yeter; açıklamadığı konuda özgürlük vardır. Kur’an varken, din Allah’ındır. Açıklama da O’nundur.