Psikolog ve Aile Danışmanı Aysun Hızlı Okur, akran zorbalığı, ekran kullanımı, sınav kaygısı ve madde bağımlılığı konularında ailelere uyarılarda bulundu. Okur, Ekspo TV’de yayınlanan “Biraz Konuşalım mı?” programının ikinci bölümünde Moderatör Filiz Erdemir ile Gazeteci Harun Atalay’ın sorularını yanıtladı.

“Her psikoloğa giden çocuk sorunlu değildir”

Bir çocuğun yetiştirilmesinde yalnızca ailenin değil, okulun, öğretmenin ve toplumun da sorumluluğu olduğunu söyleyen Psikolog ve Aile Danışmanı Aysun Hızlı Okur, “Her psikoloğa giden çocuk sorunlu değildir. Çocuklarımızın uyku problemi başta olmak üzere dikkat dağınıklığı ya da hiperaktifliğini gözlemleyen aileler çocuklarına psikolog desteği alabilirler. Ama bu kesinlikle çocukların bir davranış bozukluğunun olduğunu işaret etmez.” dedi.

Takip var ama müdahale yok

Okur, ailelere “prens ya da prenses gibi” davranılmaması çağrısı yaptı. Çocuklar küçükken müdahalenin gerekebileceğini, ergenlikte ise çocuğa alan tanınması gerektiğini söyleyerek, “Yaş ilerleyip ergenlik dönemi başladığı zaman çocuğa alan tanınması gerekir. Bizler aile olarak çocuklarımızın en iyi yere gelmesini istiyoruz, mutlu olmasını istiyoruz, kilo almalarını istiyoruz ama temel davranışların da kazandırılması gerekiyor. Çocuklarımızı takip edeceğiz ama onların hayatlarına müdahale etmeyeceğiz. Aşırı takip edilen çocuk bir yerde artık kendisini kapatma noktasına geliyor. Sürekli gözlemlenen, her davranış ya da olaydan sonra geri bildirim alan, yargılanan çocuklar bir yerden sonra içine kapanıyor ve aile arasındaki iletişim bozuluyor.” sözlerini kullandı.

“Üniversite sınavında başarılı olsun diye, çocuğunun tırnaklarını kesen anne-babalar biliyorum”

Çocukların bebeklik döneminde müdahalenin yakın olabileceğini ancak ilerleyen süreçte bu müdahalenin artık son bulması gerektiğini belirten Okur, “Üniversite sınavında başarılı olsun diye, çocuğunun tırnaklarını kesen anne-babalar biliyorum. Sadece bebeklikte onlara bu kadar müdahale edebiliriz. Daha sonrasında bırakın çocuklarımız büyüsün. Bırakın kendilerini keşfetsinler. Ya da kendilerini gerçekleştirebilsinler. Çünkü, bir uç gerçekten çok başarılıyken, bir uç sosyal alanda gerçekten başarısız.” dedi.

Akran zorbalığına karşı “hayır” demeyi öğretmek gerekiyor

Akran zorbalığının çocuğun istemediği bir davranışa zorlanması, dışlanması ya da alay konusu olmasıyla ortaya çıktığını söyleyen Okur, ailelerin en önemli görevinin çocuğa “hayır” demeyi öğretmek olduğunu belirtti. Çocuğun sınır koyabilmesi ve gerektiğinde yardım isteyebilmesi gerektiğini ifade etti. Bu adımı tamamlamamış çocukların akran baskısına açık olabileceğini söyledi. Akran baskısında sosyal medyanın da büyük etkisi olduğunu kaydetti.

Ekran kötü değil, ana sorun alternatifsizlik

Çocukların ekrana çok fazla maruz kalması konusunda da değerlendirme yapan Okur, “Tek başına ekranı, tableti ya da telefonu kötü ilan edemeyiz. Yaş gruplarına göre süreleri ya da maruz kalma kısmı ayarlandığında problem olmuyor. Ama ailelerimiz çocuktan ekranı aldıktan sonra yerine verecek alternatif şeyler bulamadığında problem oluyor. Çok fazla ekrana maruz kalan çocukların yaşıtlarına göre gelişimleri etkileniyor. ‘Hocam ama herkes izliyor’ diyorlar. Evet ama her çocuğun aldığı geri bildirim farklı. 20-30 dakika günlük izleme süresiyle gelişim sorunu yaşanmaz ama bunun sürekliliği ve içerik etkili bir basamak. Ekrana daha az maruz kalan çocukların iletişim başlatma, sürdürme ve kelime dağarcığı inanılmaz güzel. Ekrana fazla maruz kalan çocuklarda ise verilen cevaplar daha sistematik, daha kısa, anlaşılır ya da iletişimi devam ettirmeyecek sohbetler.” dedi.

Sınav çocuğun değerini belirlemez

Okur, sınavın çocuğun hayatında değerli bir kavram olduğunu, ancak çocuğun değerini belirlemediğini söyledi. “Çocuklar sınav kaybedebilir, bu onun hayatını kaybettiği anlamına gelmez” dedi. Sınav kaygısının nedenini ailelerin sonuç odaklı olmasına bağladı. Çocuğun, sürekli geri bildirim veren bir aileye değil, destekleyici birilerine ihtiyacı olduğunu vurguladı.

“Boşanan ailelerde çocuklar sorunların dışında tutulmalı”

Boşanan ailelere seslenen Okur, çocuğun anne babanın aynı evde olmasından çok sevgiyi ve güveni hissetmesinin önemli olduğunu söyledi. Ebeveynlerin çocuğa “Anlaşamıyoruz, ayrılıyoruz ama anne baba rolünden ayrılmıyoruz” diyebileceğini belirterek, “Çocuklar sorunların dışında tutulmalı. Çünkü onlar bu sürecin bir parçası değil.” dedi.

“Hocam biz çocuğumuzla arkadaş gibiyiz’ cümlesini duyuyorum, buna kızıyorum”

Son yıllarda giderek düşen madde bağımlılığı yaşına ilişkin de bazı bilgilendirmelerde bulunan Okur, “Çocuğu koruyacak şey yasaklar ya da onları sınırlandırmalar değil. Onu koruyacak şey aile ilişkileri ve kurulan sağlıklı iletişim. Çocuk her ne yaşarsa yaşasın bakım veren kişiyle paylaşması gerekir. Çocuğu koruyan en temel şey aile olduğu için bu kapıyı kapattığımızda çocuğa gelebilecek o zararlı davranışlara da kapıyı kapatmış oluyoruz. Ben ailelerden, ‘Hocam biz çocuğumuzla arkadaş gibiyiz’ cümlesini duyuyorum. Ben buna kızıyorum çünkü çocuğun zaten binlerce arkadaşı olacak. Ama çocuğun anne babaya ihtiyacı var. Anne baba kendi rolünü evde çok iyi korumalı.” dedi.

Çalışan anne ve iş birliği

Annenin çalıştığı ailelerde çocukların bundan daha çok etkilendiğini düşündüğünü söyleyen Okur, anne ve babanın iş birliği yaptığı ailelerde sağlıklı bir tablonun oluştuğunu belirtti. İşten dönüldüğünde tüm yük annenin üzerindeyse hem çocuğun hem annenin mutsuz olduğunu anlattı ve “Toplumumuzun en değerli parçası sağlıklı nesiller. Mutlu çocuklar için sonuç odaklı değil, birazcık daha sürece odaklı, iş birliği içinde, anlayışlı aileler ve akabinde de çocuklar görmek istiyoruz.” açıklamasında bulundu.

“Psikoloğa gitmek bir problem olduğunu belirtmez”

Aksaray’da verdikleri hizmetleri anlatan Psikolog ve Aile Danışmanı Okur, çocuklara gelişim, dikkat ve zekâ testleri uyguladıklarını, ailelere aile ve bireysel danışmanlık verdiklerini söyledi.

On yıl önce ailelerin “Kaydımız çıkar mı?” diye sorduğunu ancak Aksaray’ın bu konuda artık daha iyi bir noktaya geldiğini düşündüğünü belirtti. Örnek olarak, oğluyla ve geliniyle sorun yaşayan bir babanın kendilerine ulaştığını gösterdi.

Psikoloğa gitmenin bir problem olduğunu göstermediğini hatırlatan konuk, “Tıpkı midemizin, başımızın ağrıdığı gibi ruhumuzda da açılan yaralar var. Çocuklarımız için de keza öyle. Psikoloğa gitmek bir problem olduğunu belirtmez bizim için. Günlük işlevlerimizde, sosyal uyumun bozulduğu kısımlarda destek alabilirsiniz.” diyerek vatandaşlara çağrı yaptı.

Muhabir: Gamze Nur ERGİL