Sinema perdesinde hafızalara kazınan sert yüz hatlarıyla tanıdığımız, arka planda ise kalemiyle derin izler bırakan Nihat Ziyalan'dan acı haber geldi. Uzun süredir yaşamını sürdürdüğü Avustralya'nın Sidney kentinde 11 Ekim 2026 tarihinde hayata gözlerini yuman 90 yaşındaki usta ismin vefatını, bölgede yayın yapan Kaktüs Dergisi duyurdu.

NİHAT ZİYALAN'IN SİNEMA VE EDEBİYATLA ÖRÜLÜ HAYATI

Beyazperde serüvenine 1966 yılında, çocukluk arkadaşı olan efsanevi sinemacı Yılmaz Güney'in çağrısıyla adım atan sanatçı, ilk kez Mualla Özbek için çekilen "At Hırsızı Banuş" filmiyle kamera karşısına geçti. Kariyeri boyunca 150 civarında Yeşilçam yapımında boy göstererek özellikle "kötü adam" figürüne bambaşka bir boyut kazandırdı. Kamera karşısına son geçişi ise başrolünü ve yönetmenliğini Türkan Şoray'ın üstlendiği "Azap" filmiyle gerçekleşti.

İstanbul fethedildi, Aksaray’da denge değişti!
İstanbul fethedildi, Aksaray’da denge değişti!
İçeriği Görüntüle

ÇUKUROVA'DAN AYDINLIK KİTAP'A UZANAN ŞİİR YOLCULUĞU

Oyunculuk kariyerinin gölgesinde kalmayan çok güçlü bir yazar kimliğine sahip olan Ziyalan, sanat hayatına aslında lise sıralarında şiir yazarak başlamıştı. 1953'te Dumlupınar denizaltısı faciası üzerine yazdığı dizelerle edebiyat dünyasına ilk adımını atan şairin "Asık Yüzlünün Biri" isimli ilk kitabı 1963'te okurla buluştu. Papirüs'ten Adam Öykü'ye kadar dönemin en saygın edebiyat mecralarında eserleri yayımlanan sanatçı, kalemini hiçbir zaman bırakmadı ve ilerleyen yıllarda Aydınlık Kitap sayfalarında da entelektüel birikimini okurlarla paylaşmaya devam etti.

ADANA ŞEHİR TİYATROSU'NDAN SİDNEY'E BİR ÖMÜR

26 Şubat 1936'da Adana'da altı çocuklu bir ailenin ilk ferdi olarak dünyaya gelen Ziyalan, vatani görevinin ardından Adana Şehir Tiyatrosu ve Ankara Sanat Tiyatrosu'nda sahne tozu yuttu. 1980 yılında Avustralya'ya göç etmesine rağmen memleketiyle olan kültürel bağını, Adana'daki çocukluk anılarını işlediği şiir ve yazılarıyla hep taze tuttu. Çukurova'nın zengin kültürel dokusunu edebi alana başarıyla taşıdığı için 2009 yılında birinci Çukurova Ödülü'ne layık görülen usta kalem, ardında hem sinema hem de edebiyat tarihine geçen büyük bir miras bıraktı.