Bir kitabımın kenarına not aldığım, nereden ve kime ait olduğunu hatırlayamadığım şu satırları bırakıyorum buraya:
“Belleğimiz ve anılarımız, yeniden ve yeniden ürettiğimiz; hala üretmekte olduğumuz şeylerdir.
Güzel mitlerimiz, güzel efsanelerimiz ve güzel masallarımız olmalıdır.
Burası, doğru ile yanlışın anlamını yitirdiği bir alemdir .
Güzel, içinde iyiyi barındırır; fakat iyide dile gelmez bir fazlalık taşır.
Güzelin içinde iyilik var, evet. Ama sanki iyide bir parça fazlalık vardır.”
Rilke'nin “Güzellik, dehşetin başlangıcından başka bir şey değildir” sözü geliyor aklıma.
Çünkü güzel olan her şey biraz kaybetme korkusu da taşır
Güzellik, kusursuza yaklaşınca büyüleyici olmaktan çıkar, insanın üzerinde bir ağırlığa dönüşebilir.
Çünkü insan, hayran olduğu şey kadar güçlü değildir her zaman.
Fazla güzel olan bazen sevilmekten çok korkutur; dokunmaya kıyamadığın bir çiçek gibi, ona sahip olmanın bile bir gün kaybetme korkusu taşıdığını hatırlatır.
Belki de güzelliğin en acı tarafı budur:
İnsan, mükemmele yaklaştıkça kendi eksikliğiyle daha çok yüzleşir.
Ve bazı güzellikler vardır ki, onları seyretmek kolaydır ama hayatında taşımak insan doğasının kaldırabileceğinden fazlasıdır.
Ve galiba insan, hayatının sonunda en çok hayran kaldıklarını değil, yanında kusurlarıyla birlikte rahat ve kendi olabildiklerini özlüyor.
Bu sadece insan güzelliği değil, bazen.
Kusursuz bir yaşam için ödenen bedeller de korkutur.
Ya da kusursuz bir eşyaya sahip olmanın korumacı kaygısı.
Aşık Veysel’in bu konuya en çok yakışan dizelerinden biri “Güzelliğin on para etmez / Bu bendeki aşk olmasa” sözüdür.
Veysel burada güzelliğin tek başına değer taşımadığını; ona anlam veren şeyin bakan gözdeki aşk ve gönüldeki sevgi olduğunu ne hoş anlatır.
Ve son olarak günümüzün estetik algısı ve güzellik yorumunu size bırakıyorum;
Ne dersiniz ideal olan güzel olan mıdır?