Aksaray'da dijital yayıncılığın öncüsü Ekspo TV'de yayınlanan “Biraz Konuşalım mı?” çok ses getirdi.
Hayatının her adımında insanlara ve bulunduğu topluma faydalı olmak için çaba gösteren Filiz Erdemir ile bendeniz, konuşmayan toplumumuzu zorla konuşturmak istedik.
“Biraz Konuşalım mı?”nın ilk programı “Güzellik mi, sağlık mı?” büyük ilgi gördü.
Aksaray başta olmak üzere ülkemizde mantar gibi açılan güzellik salonlarına hakikaten bir el atılmalı.
Ben meslek hayatımda defalarca güzelleşmek adına bu tür salonlara giden, kaşı, gözü, dudağı, yüzü ya da birçok uzvu zarar görmüş kadın ya da erkek mağdurların haberini yaptım.
Bu mağdurların yasal olarak yürüttükleri hukuki süreç bile başlı başına bir çile yolu.
Yetkililerin bir an evvel bu güzellik merkezlerine yönelik çok ciddi bir çalışma yapmaları gerçekten elzem bir konu.
Neticede buraları en çok yetkililerimizin eşleri ya da yakınları ziyaret ediyor.
İllaki bir yetkilinin yakınının canı yanınca konulara el atılma devrinin çoktan bitmiş olması gerekiyor diye düşünüyorum.
Konu insan sağlığı ve çok önemli.
Ne demişti rahmetli 9. Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel?
“Yoksulluk ve enflasyon ahlakı bozar. Ahlaksız bir toplum devleti çökertir.”
Ülkemizde uzun yıllardır yaşanan ekonomik sorunlar, beraberinde toplumda her alanda ciddi bir çöküşü de arkasından sürüklüyor.
Gücü yeten her birey bir yerlerden öyle ya da böyle koparma peşinde.
Herkesin neredeyse bir maddi karşılığı var.
Kimisi bir çorbaya, kimisi lüks bir kafede bir bardak kahveye, bazıları ise yaşamadığı hayatı sosyal medyada onun ya da bunun materyalleriyle yaşam tarzıymış gibi yansıtmaya çalışıyor.
Bir insan, 4-5 farklı yaşam hikâyesiyle karşımıza çıkıyor.
İmrendikleri ama asla yaşayamayacakları yaşam tarzlarıyla anlık story'lerde, saat gece 12'yi vurana kadar prens ya da prenses, sonra Külkedisi...
Ne çok meraklıymışız kendimize ait olmayan başkalarının hayatlarından kesitleri paylaşmaya!
Herkes çok zengin, herkes her gün yemekte, barda, tatil yörelerinde.
Binemese de Kapadokya'da balon resminin önünde...
Kadını, erkeği birbirini keklemenin derdine düşmüş.
Ha, bir fert olarak yaptığın güzellikleri, hayata dair varsa dokunuşlarını, iş ve icraatlarını paylaş be âdem!
Kime ne kadar faydan oldu?
Kim senin engin bilgilerinden faydalandı?
Küçük çevrenin “Vay be, bunu da şu şahıstan öğrendik.” dediği ne ürettin, neyi paylaştın?
Erkeklerimiz arabalarını, kadınlarımız bol filtreli fotoğraflarını ve mekânları paylaşırken onca varlığın içinde koyun gibi sosyal çürümenin bir parçası olarak sıradanlaşmaya devam ediyor.
Bu duruma psikolojide oversharing (aşırı paylaşım), sosyal karşılaştırma döngüsü ya da ileri boyutlarda mitomani (yalancılık hastalığı) deniyor.
Maalesef toplumumuzun uzun yıllardır en önemli sorunu bu olsa gerek.
Nasıl kurtulunur, nasıl normale dönülür bilemem.
Fakat yaşanan ekonomik süreç böyle devam ederse içi başka, dışı başka ilginç bir toplumla yaşamaya mecburuz.
Özenti yaşamlardan sade bir yaşam tarzına nasıl geçiş sağlamalıyız?
Ayıla bayıla anlatılan İsviçre'de kat görevlisi yok, herkes kendi çöpünü döküyor.
Almanya Şansölyesi Angela Merkel, 16 yıllık başbakanlığının ardından nasıl mütevazı bir hayat yaşıyor?
Hollanda Başbakanı işe bisikletle nasıl gidiyor diye düşünüp yorum yaparken bile gittiğimiz kafede bir bardak çaya 150 TL öderken selfie çekmeyi de ihmal etmiyoruz.
Neticede ne yapıyoruz, ne yaptığımızın farkında mıyız, neyiz, kimiz?
Farklı sosyal medya hesaplarında farklı kimliklerle nereye doğru gidiyoruz?
Bilinmez bir denklemin içinde dönüp duruyoruz.
Tepki göstermemiz gereken yerde sessiz, ruhsuz, sadece bencilce bir yaşamın tam ortasında bir yerdeyiz.
Bu döngünün sonunda yorgun bir tükenmişlik var, şimdiden söyleyeyim.
Az biraz gerçekçi olmak hepimize iyi gelecektir.
Kalın sağlıcakla.
Hepinizin kirpiklerinden öperim.