Belge, rivayet ve Kitabın kendi ölçüsü Kur’an’ın bugün elimizde bulunan Mushaf’ının tarihini araştırırken üç şeyi birbirinden ayırmalıyız: rivayet, fiziksel belge ve Kur’an’ın kendi beyanı.

Bugün elimizde çok erken Kur’an yazmaları bulunmaktadır. Birmingham yazmasının parşömeni 568–645 CE aralığına tarihlenmiştir.

Yazma, Kehf, Meryem ve Tâhâ surelerinden bölümler içerir. Ancak bu belgeyi Hz. Muhammed’in şahsî mushafı olarak tanımlayacak bir imza veya kesin aidiyet kanıtı yoktur.

Aynı durum Ebû Bekir ve Osman’a nispet edilen nüshalar için de geçerlidir. Gelenekte Ebû Bekir döneminde suhufların toplandığı, Osman döneminde bunlardan yararlanılarak nüshaların çoğaltıldığı anlatılır.

Fakat bugün “İşte Ebû Bekir’in suhufu” veya “İşte Osman’ın kendi mushafı” diyebileceğimiz kimliği kesinleşmiş bir nüsha bulunmamaktadır.

Topkapı Mushafı Osman’a nispet edilen en meşhur örneklerdendir; ancak bu nispeti, Osman’ın şahsî mushafı olduğunun fiziksel ispatı olarak kabul edemeyiz.

Erken yazmalarda bugünkü hareke ve noktalama sistemi de aynı biçimde bulunmaz. Bu, yazı sisteminin geliştiğini gösterir; tek başına Kur’an’ın sonradan oluşturulduğunu göstermez.

Sanaʿa palimpsesti ise erken dönemde bazı metinsel farklılıkların bulunduğunu gösteren önemli bir belgedir.

Bunu da ne gizlemeli ne de tek başına bütün Kur’an’ın sonradan oluşturulduğuna delil saymalıyız. Burada Kur’an’ın kendi ölçüsü devreye girer.

Nisâ 4:82, Kur’an’ın çelişkisizliğini araştırmamızı ister. Hûd 11:1, ayetlerin sağlamlaştırıldığını ve açıklandığını bildirir.

Nahl 16:89, kitabı açıklayıcı olarak tanımlar. Furkân 25:33, hakikatin en güzel açıklamasının Allah tarafından getirildiğini bildirir.

Zümer 39:23, kitabın kendi içinde uyumlu ve tekrar tekrar açıklanan yapısına dikkat çeker. En‘âm 6:114, Allah kitabı ayrıntılı olarak indirmişken başka bir hakem aramayı sorgular. Böylece yöntemimiz nettir: Belgeyi belgeyle inceleyeceğiz.

Rivayeti rivayet olarak tutacağız. Kur’an’ı Kur’an’la anlayacağız. Delilin söylemediğini ona söyletmeyeceğiz. Sonuç olarak elimizde Kur’an’ın ilk dönemlerine çok yakın fiziksel yazmalar vardır; fakat bunların her birini belirli bir şahsın şahsî mushafı olarak tanımlamak aynı derecede mümkün değildir. Bu bir tarihî belgeleme sınırıdır.

Ne erken yazmaları yok sayacağız ne de rivayetleri fiziksel belge yerine koyacağız. Gerçeği, delilin izin verdiği kadar ileri giderek arayacağız. Kur’an varken, din Allah’ındır. Açıklama da O’nundur.