Bir kitabı anlamanın en güvenilir yolu, önce onun kendi dilini, kendi kavramlarını ve kendi açıklama sistemini dikkate almaktır. Kur’an da kendisini böyle okumamızı ister. Çünkü Allah’ın kitabında çelişki beklenmez:
“Onlar Kur’an’ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah’tan başkası tarafından olsaydı, onda birçok çelişki bulurlardı.” Nisâ 4:82 Öyleyse bir ayeti anlamaya çalışırken ilk sorumuz şu olmalıdır: “Bu anlam Kur’an’ın bütünüyle uyuşuyor mu?” Yoksa dışarıdan getirdiğimiz bir anlamı ayetin üzerine mi giydiriyoruz?
Kur’an’ın Lisanı Sadece Yazı Mıdır?
Kur’an kendisini “Arabî bir lisan” ile indirilmiş olarak tanımlar: “Apaçık Arapça bir lisanla.”
Şuarâ 26:195 “Biz onu anlayasınız diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” Yusuf 12:2 Buradan kitabın yazı ve ifade bakımından Arapça olduğunu görüyoruz. Fakat burada önemli bir ayrım vardır:
Yazının Arapça olması ile kitabın nasıl anlaşılacağı aynı şey değildir.
Bir metnin harfleri belirli bir yazı sistemiyle yazılabilir. Nokta ve harekeler de zaman içerisinde yazıya eklenen okuma işaretleridir. Bunların görevi, yazının okunmasını kolaylaştırmak ve harfleri/sesleri belirginleştirmektir. Fakat kitabın gerçek anlamını yalnızca sonradan oluşturulmuş sözlük ve dilbilgisi kalıplarına teslim etmek başka bir meseledir. Çünkü Kur’an’ın kendisi de insanı kitabı düşünmeye, karşılaştırmaya ve anlamaya çağırır.
Kelimeyi Ağacından Koparmamak
Bunu bir elma ağacıyla düşünebiliriz. Kök → gövde → dal → yaprak → çiçek → meyve. Hepsi aynı ağacın parçalarıdır. Amasya elması başka, Golden başka olabilir. Meyvenin rengi, tadı ve biçimi değişebilir. Fakat elma ağacından çıkan meyve armut olmaz. Demek ki bağlam farklılaşabilir; fakat kökle bağ kopmamalıdır.
Kur’an kelimelerini de böyle okumak gerekir. Bir kelimenin farklı ayetlerdeki kullanımlarını toplarız. Sonra ortak anlam çekirdeğini ararız. Bağlama göre ortaya çıkan farklı yönleri bu kökün dalları olarak değerlendiririz. Böylece sözlükte bulunan on farklı anlamı alıp istediğimiz ayete rastgele taşımaz, önce Kur’an’ın kendi kullanımını araştırırız. Asıl soru şudur: “Bu anlam Kur’an’ın ağacından mı çıkıyor, yoksa dışarıdan mı aşılanıyor?”
Aşı Meselesi
Bir ağacın köküne başka bir türün dalını aşılarsanız, ortaya çıkan meyve aşılanan dalın özelliğini taşıyabilir. Bunu Kur’an’ı anlamaya da bir uyarı olarak düşünebiliriz. Kitabın üzerine sonradan farklı otoriteler, mezhepler, rivayetler, kültürler veya insan yorumları eklenirse, artık şu soruyu sormak gerekir:
“Bu sonuç kitabın kendi kökünden mi çıkıyor, yoksa kitaba sonradan yapılan bir aşının meyvesi mi?” Burada amaç tarih hakkında peşin hüküm vermek değil; her iddianın kaynağını ayırmaktır. Bir şey Kur’an’dan geliyorsa Kur’an’da gösterilmelidir. Kur’an dışından geliyorsa, Kur’an’ın kendisiymiş gibi sunulmamalıdır. Çünkü Allah: “Hüküm yalnız Allah’ındır.” Yusuf 12:40 der.
Kur’an’ı Yine Kur’an’la Kontrol Etmek
Kur’an’ın en önemli özelliklerinden biri, ayetlerin birbirinden bağımsız parçalar olmamasıdır. Allah: “Sözün en güzelini, birbirine benzeyen ve çift anlamlı/tekrarlı bir kitap olarak indirdi.” Zümer 39:23 der. Yine: “Sana bu kitabı, her şeyi açıklayıcı olarak indirdik.” Nahl 16:89 der.
Bu durumda bir ayete anlam verirken yalnızca o ayete bakmak yerine, onunla ilgili diğer ayetleri de bulmak gerekir. Bir ayet başka bir ayetle açıklanabilir. Bir kavram başka bir ayette sınırlandırılabilir. Bir yerde kapalı görünen ifade başka bir yerde açılabilir. Bir yorum başka bir ayette çelişki meydana getiriyorsa, yorumumuzu yeniden gözden geçirmemiz gerekir. Çünkü testimiz bellidir: Nisâ 4:82.
Musa ve Harun Örneği
Mesela Musa’nın Harun’u yanında istemesi bu yöntemin güzel bir örneğidir. Musa: “Kardeşim Harun’un dili benden daha fasih; onu da benimle gönder.” Kasas 28:34 der. Bunu yalnızca “Musa konuşamıyordu, Harun tercümanlık yapacaktı” şeklinde daraltırsak, Kur’an’ın bütün Musa kıssasını ayrıca incelememiz gerekir.
Çünkü Kur’an’da Musa’nın Firavun’la konuştuğunu, kavmine hitap ettiğini ve birçok şeyi bizzat anlattığını görüyoruz. Demek ki ayeti tek başına alıp hazır bir açıklamayı üzerine geçirmek yerine, Musa’nın Kur’an’daki bütün konuşmalarını ve Harun’la ilgili diğer ayetleri birlikte okumak gerekir. İşte Kur’an’dan Kur’an okuması budur.
Fıtrat ve Akıl Da Dışarıda Bırakılmamalı
Kur’an insanı sadece yazıya bakan bir varlık olarak ele almaz. İnsanın yaratılışına, aklına, düşünmesine ve çevresindeki yaratılışa dikkat çeker. “Allah’ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata…” Rûm 30:30 der. Gökyüzü, yeryüzü, hayvanlar, bitkiler, gece, gündüz, insanın kendisi ve bütün yaratılış Kur’an’ın dikkat çektiği işaretlerdir. Dolayısıyla Kur’an okuması yalnızca harfleri seslendirmek değildir.
Kitap + akıl + fıtrat + yaratılış + gözlem + düşünme birlikte çalışır. Fakat burada da ölçüyü kaçırmamak gerekir. “Ben böyle düşünüyorum” diyerek ayeti değiştiremeyiz. Daha doğru yöntem şudur: Benim anladığım şey gerçekten Allah’ın kitabıyla uyuşuyor mu? Eğer uyuşmuyorsa önce kendi anlayışımı sorgularım. Çünkü Allah’ın kitabında çelişki aramak yerine, kendi yorumumdaki çelişkiyi ararım.
Dışarıdan Gelen Anlam Mı, Kitabın Kendi Anlamı Mı?
İşte asıl mesele budur. Bir kelime için: “Bu sözlükte on anlam taşıyor; istediğimi seçebilirim.” demek yerine: Kur’an bu kelimeyi nerelerde kullanmış? Hangi kelimelerle birlikte kullanmış? Neyin karşısına koymuş? Hangi ayetlerle açıklanmış? Bütün kullanımlarda ortak bir anlam çekirdeği var mı? Seçtiğim anlam başka bir ayetle çelişiyor mu? diye sorarız.
Böylece Kur’an’ı sözlüğe değil, sözlüğü Kur’an’ın kullanımına tabi kılmış oluruz. Bu, “Arapça sözlüklerin hiçbir değeri yoktur” demek değildir. Sözlük yardımcı olabilir. Fakat son hüküm merciinin ne olduğu ayrı bir meseledir.
Kur’an’ı Kur’an’a Aşılamamak
Bir ağacın kökünden çıkan meyve yine o ağacın meyvesidir. Kur’an’ı anlamada da temel ilke şu olabilir: Ayet ayetle, kavram kavramla, bağlam bağlamla açıklanmalıdır. Dışarıdan getirilen bilgi Kur’an’ın yerine geçirilmemelidir. Çünkü o zaman kitabın kendi köküyle bizim ona eklediğimiz dal birbirine karışır. Artık hangi meyvenin kitaba, hangisinin sonradan eklenen dala ait olduğunu ayırt etmek zorlaşır. Bu nedenle Kur’an’ı anlamada en önemli soru: “Bu söylediğim gerçekten Kur’an’ın söylediği mi, yoksa benim Kur’an’a söylediğim bir şey mi?” sorusudur.
Sonuç
Kur’an Arapça bir lisanla indirilmiştir. Fakat onu anlamak, yalnızca Arapça kelimeleri seslendirmekten ibaret değildir. Kitabın kendi kavramlarını, kendi ayetlerini, kendi karşılaştırmalarını, kendi bütünlüğünü ve kendi açıklama yöntemini takip etmek gerekir.
Bir kelimeyi kökünden koparmamak, bir ayeti bütünden ayırmamak, bir yorumu başka ayetlerle test etmek, dışarıdan gelen bilgiyi kitapla aynı seviyeye koymamak, aklı ve fıtratı kullanmak, ve en önemlisi çelişki gördüğümüzde önce kendi yorumumuzu sorgulamak gerekir.
Çünkü bizim görevimiz kitaba istediğimiz anlamı vermek değil; kitabın bize ne söylediğini ortaya çıkarmaktır. Kur’an’ın kökü Allah’tandır. Bizim görevimiz o ağaca dışarıdan dal aşılamak değil, kendi kökünden çıkan meyveyi tanımaya çalışmaktır. Kur’an varken, din Allah’ındır. Açıklama da O’nundur.