Tek adam rejiminin ülkeyi getirdiği nokta; devasa bir ekonomik yıkımın yanı sıra sosyal çürüme, aşırı güvensizlik ve yarınlara dair endişelerle dolu bir Türkiye oldu.
2017 yılında yapılan halk oylaması öncesinde bu sistemin ülkeye vereceği zararları anlatırken bizi hainlikle suçlayanların büyük bir kısmı şimdi acı gerçekle yüzleşti.
Ancak bu tercihinin bedelini bazen ekonomik sıkıntılarla, bazen yargı yoluyla, bazen de iktidar partisinden bir yakını olmadığı için sınavlarda derece alan evladının yerine siyasi kimliği nedeniyle başka birinin tercih edildiğini görerek ödüyor.
Daha ağır bedeller ödeyeceğimiz günler de çok uzak değil.
Maalesef bundan kaçış yok, çünkü böyle olmasını halk istedi. Sakın, “Daha kötüsü ne olabilir?” diye sormayın.
Bugün yaklaşık 50 TL olan dolar için 2018'de “10 TL olacak” diyen 38 ekonomistin yargılandığı ülkemde başımı belaya sokamam. Üstelik bu sorunun cevabını neredeyse herkes biliyor ama dile getiremiyor.
Tek adam rejiminin acı meyvelerini topluyoruz. Bu meyveler sadece “Evet” diyenleri etkilese umurumda olmazdı ama “Hayır” diyenler de bunları yemek zorunda kalıyor.
“Mühür bizde, nasıl olsa sandık gelecek.” diye hayaller kurabilirsin. Lakin dünyanın hiçbir yerinde, olağanüstü yetkilerle donatılmış birinin iktidarı kolay kolay bıraktığı görülmemiştir.
Tek adam rejiminin yol açtığı liyakat ve denetim sorunları nedeniyle, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük finansal soygunlarından biri göz göre göre gerçekleşirken, 1 TL'lik poşete para vermemek için kırk türlü şekle giren sevgili halkımız, bir avuç kişinin cebine giren bu devasa paranın kendisinden çıkmayacağını sanıyor.
Doğrudur, belki bu para doğrudan kendi cebinden çıkmayacaktır. Fakat ekonomimiz dolaylı yoldan çok ciddi zarar görecek, yabancı sermaye bu riskli ortama girmekten kaçınacaktır.
Dolayısıyla ekonomimiz zarar görecek ve bundan bütün halkımız etkilenecektir.
Uzmanların iddiasına göre, 890 milyar TL'nin manipülasyon yoluyla küçük yatırımcılardan iktidara yakın isimlere aktarılmasına, aylar öncesinden bilinmesine ve gerekli uyarıların yapılmasına rağmen göz yumulmuş; birilerinin haksız kazanç sağlamasına seyirci kalınmıştır.
“Cumhurbaşkanının bu olaydan haberi yoktu.” diyorlar. Orasını bilemem. Denetlenen kurumun bir üyesini denetleyen kurumun başına atayan ben değilim.
Maliye Bakanının 10 ay önce televizyon ekranlarından duyurduğu bu manipülasyona dur diyecek olan da ben değilim.
Peki, Cumhurbaşkanının haberinin olmaması, tek adam rejiminin vahametini daha da gözler önüne sermiyor mu?
Ülke genelinde sosyal adaleti sağlayamayan AKP iktidarının, kendi içinde bile adaleti sağlayamadığını görmüş olduk.
Bir tarafta eşine fakirlik belgesi aldıran AKP Aksaray Milletvekili Hüseyin Altınsoy, diğer tarafta 2,2 milyar TL kazanç sağladığı öne sürülen eski Aile Bakanı ve AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi...
Muhalif belediyeleri, şu ana kadar somut hiçbir delil ortaya konulmadığı ve yargı kararı olmadığı hâlde suçlu ilan eden iktidar partisi, söz konusu hırsızlık iddiaları kendi partisinden isimlere uzandığında bu vurgunu basit bir olaymış gibi geçiştiremez.
“Sonu nereye, kime varırsa varsın!” cümleleriyle başlayan demeçlerin artık inandırıcılığı kalmadı.
Herkese esenlikler dilerim...