Öyle zamanlardan geçiyoruz ki “cinnet hâli” desem abartmış olmam. Aklı başında, sağduyu sahibi insanların yüzü gülmüyor. Halkın önemli bir kesiminin psikolojisi iyi değil. Antidepresan kullanımı 2014 yılında 39,1 milyon kutu seviyesindeyken, 2024 ve 2025 verilerine göre 71,5 milyon kutuya yükselmiş.

Kullanımın başlıca nedenleri ise çok acı: Ekonomik sıkıntılar ve gelecek kaygısı.

İktidar, halkın sorunlarına karşı duyarsız; ülkeyi güllük gülistanlık bir yermiş gibi göstermeye devam ediyor. Asrın borsa vurgununda sergilediği tavır, henüz içi boş vaatlerin ötesine geçemedi.

“Ucu nereye varırsa varsın, sonuna kadar gidilecek” sözünün toplumun geniş bir kesiminde karşılık bulmamasının nedeni belli. Neredeyse herkes birilerinin korunduğunu düşünüyor.

Cumhur İttifakı’nın diğer ortağı MHP ve Genel Başkanı ise halkın içinde bulunduğu çaresizliği görmezden gelen bir tutum sergiliyor.

Ülkenin bugünkü tablosunda önemli sorumluluğu bulunan bir siyasi lideri “kurtarıcı” olarak görmek, siyasetin içine düştüğü çelişkinin açık bir göstergesi.

En büyük projesi askıda ekmek, en büyük gündemi terör örgütü elebaşı Öcalan’a statü tartışması, en çok öne çıkan siyasi hamlelerinden biri ise suç örgütü liderlerini barıştırmak olan “bilge lider”(!); evladını okula yarı aç gönderen annenin, ay sonunu nasıl getireceğini düşünen babanın, tutuklu gazetecilerin, maden ocaklarında hayatını kaybeden emekçilerin ve geleceği karartılmış gençlerin yanında görünmüyor.

Evet, öyle zamanlardan geçiyoruz ki insan, aklını ve sağduyusunu korumakta bile zorlanıyor. Öfkenin, umutsuzluğun ve güvensizliğin her yanı sardığı bu günlerde, belki de en çok ihtiyacımız olan şey, bütün bu olup bitenler karşısında aklımızı yitirmemek.

Schopenhauer’ın deyişi ile; “Zaman, akıl sağlığını koruma zamanı!”

Bunun için çaba harcayan herkese esenlikler dilerim...