Uzun yıllar aynı evde yaşayan karı kocanın zamanla birbirine benzediği söylenir.

Sadece yüz hatları değil; kullandıkları kelimeler, verdikleri tepkiler, öfkelendikleri şeyler, hatta dünyaya bakışları bile birbirine yaklaşır.

Acaba siyasette de böyle bir şey olabilir mi?

Son yıllarda sosyal medyada AKP ve MHP seçmenlerinin tepkilerine bakarken dikkatimi çeken tam da bu oldu. Benzer öfkeler, benzer suçlamalar, benzer savunmalar ve benzer tarihsel referanslar...

Azılı Atatürk düşmanı, "Keşke Yunanlılar kazansaydı" gibi alçakça bir cümleyi sarf eden Kadir Mısıroğlu veya aynı zihniyete sahip isimlerin iki seçmen grubunda da ortak bir kaynağa dönüşmesi bunlardan yalnızca biri.

Daha dikkat çekici olan ise bundan on yıl önce daha belirgin biçimde ayrışan din ve milliyetçilik anlayışlarının bugün aynı siyasal söylem içinde buluşması.

Bu değişimin boyutunu görmek için geçmişe bakmak yeterli.

Bugün Cumhur İttifakı'nın iki ortağı olan Erdoğan ve Bahçeli, bir zamanlar birbirlerine oldukça ağır sözlerle yükleniyordu.

Erdoğan, Bahçeli'nin “Bozkurtlarla dolaşıyorum” sözüne karşılık, “Ben bozkurtla dolaşmıyorum, ben eşref-i mahlûk olan insanlarla dolaşıyorum” demişti.

Bahçeli ise Erdoğan'ın “eşref-i mahlûk” dediklerinin aslında “esfel-i sâfilîn” olduğunu söyleyerek karşılık vermişti.

Erdoğan'ın 2013'teki “Her türlü milliyetçiliği ayaklarımın altına almış bir iktidarız” sözü de dönemin MHP'sinin sert tepkisini çekmişti.

Bugün içi boşaltılmış milliyetçilik ve din anlayışı iki partinin de en kullanışlı siyasi malzemesi oldu.
Peki bu yakınlaşma yalnızca gözle görülen bir siyasi değişim mi?

Rakamlar da önemli bir paralelliğe işaret ediyor.

Toplum Çalışmaları Enstitüsü'nün çalışmalarında da MHP ve AKP seçmenlerinin bazı siyasal ve kavramsal konularda birbirine yakınlaştığına ilişkin bulgular yer alıyor.

2015'te MHP ile AKP'nin il bazındaki oy oranları arasındaki korelasyon 0,46 iken, 2023'te 0,43 oldu. Buna karşılık MHP-CHP (seçilmiş) korelasyonu aynı dönemde 0,20'den -0,16'ya geriledi.

Bu veriler iki seçmen grubunun artık aynı olduğunu kanıtlamaz. Fakat MHP tabanı ile AK Parti tabanı arasındaki siyasal yakınlığın geçici bir seçim ittifakından ibaret olmadığını düşündüren güçlü bir gösterge sunar.

Belki de süreç şöyle işledi:

Önce liderler yakınlaştı, ardından partiler ittifak kurdu; zamanla seçmenler de birbirlerinin siyasal dilini benimsedi.

Aynı şeylere öfkelenmek, aynı kişileri suçlamak, aynı kaynaklara başvurmak ve aynı kavramlarla dünyayı açıklamak...

Tıpkı uzun yıllar aynı evde yaşayan eşler gibi.

Aynı insan olmadılar.

Ama birbirlerine benzemeye başladılar.

Belki de AKP-MHP ilişkisine yalnızca bir siyasi ittifak olarak değil, iki farklı siyasi kültürün zaman içerisinde birbirine yaklaşma ve giderek benzeşme hikâyesi olarak bakmak gerekiyor.

Elbette bu benzeşmeyi herkes aynı şekilde kabullenmedi.

Özellikle MHP içinde, bu yakınlaşmayı ilkesel veya ideolojik açıdan doğru bulmayanlar, kendilerine farklı siyasi yollar çizdiler.

Onları eleştirenler ise zaman zaman “ihanet”, “döneklik” ya da “davayı anlayamamak” gibi suçlamalara başvurdu.

Oysa kimin haklı olduğunu zaman gösterecektir.

Kişilere değil, ilkelere sadakat gösteren herkese esenlikler dilerim...