Hiç partnerinizin sizden önce yaşadığı bir ilişkiyi düşünüp, aslında bugün hiçbir sorun yokken içinizin sıkıldığını hissettiniz mi?
“Acaba onu benden daha mı çok sevdi?”
“Onunla daha mı mutluydu?”
“Benden daha güzel miydi?”
“Ya hâlâ onu düşünüyorsa?”
İşte buna retroaktif kıskançlık, yani geçmişe yönelik kıskançlık deniyor.
Aslında çoğu zaman kıskandığımız şey partnerimizin eski sevgilisi değil, kendi zihnimizde yarattığımız senaryolardır. Geçmişte yaşanmış bir ilişkiyi düşünür, bilmediğimiz ayrıntıları merak eder, sonra da kendi hayal ettiğimiz görüntülerle kendimizi kıyaslamaya başlarız.
Sorun şudur: Geçmiş değiştirilemez. Bu yüzden onunla yarışmak baştan kaybedilmiş bir yarış gibidir.
Üstelik sürekli soru sormak, eski sevgilileri araştırmak veya sosyal medyadan geçmişi takip etmek bizi kısa süreliğine rahatlatabilir. Fakat çoğu zaman zihnin daha fazla ayrıntı istemesine ve kıskançlığın büyümesine neden olur.
Belki de soruyu değiştirmek gerekir.
“Onun geçmişinde ne vardı?” yerine:
“Ben neden onun geçmişini bugün kendime karşı bir tehdit olarak görüyorum?”
Çünkü retroaktif kıskançlığın altında bazen yetersizlik, terk edilme veya karşılaştırılma korkusu vardır.
Unutmamak gereken en önemli şey şu:
Partnerinizin geçmişi sizin rakibiniz değildir.
Önemli olan yıllar önce kimi sevdiği değil, bugün sizinle nasıl bir ilişki kurduğu, size nasıl davrandığı ve sizi nasıl hissettirdiğidir.
Geçmişle yarışmayı bıraktığınızda, ilişkinizin gerçekten yaşandığı yere dönersiniz:
Retroaktif kıskançlık, mutlaka partnerine güvenmediğin anlamına gelmez. Çoğu zaman kişinin kendi değeri, terk edilme korkusu veya kıyaslanma kaygısıyla bağlantılı olabilir.
“Sevdiğini kaybetme korkusu değil, kendini kaybetme korkusu büyütür kıskançlığı.”